target
stringlengths
2
28
definition
stringlengths
4
345
example
stringlengths
1
317
language
stringclasses
1 value
Ön
Bir kişinin ilerisi.
Bir aralık önümüzden şarkı sesleri geldi. - S. F. Abasıyanık
tr
Hastalık
(Psikoloji) ruh sağlığının bozulması hâli.
Temizlik hastalığına yakalanmış
tr
Hayal
Zihinde tasarlanan, canlandırılan ve gerçekleşmesi özlenen şey, imge, hülya.
Mustafa Kemal hayallerin değil hakikatlerin adamı idi. - F. R. Atay
tr
Yapmak
Davranmak, hareket etmek.
Fırının harlı ateşi yanaklarını pembe pembe yapmıştı. — N. Araz
tr
Gön
Hayvan derisi.
Boya değil altın yaldız vursan manda gönü gibi donuk duruyor. - B. Felek
tr
Tanı
(Tıp) hastalığın ne olduğunu araştırıp ortaya koyma, tanılama, teşhis, diyagnoz.
Bir süre, mide ülseri tanısıyla sayrılık geçirdi. - C. Külebi
tr
Yıkmak
(Birine) Yüklemek.
Suçu bana yıktı
tr
Hımhım
Sesleri genizden çıkararak konuşan.
Onu hımhım sanırsınız ama sonradan inatçı bir nezlenin tutsağı olduğunu anlarsınız. - S. Birsel
tr
Incelik
Bir işin herkesçe görülemeyen nitelikleri.
Bir sihirbaz inceliği ile başlayan iş, bir hamal kabalığı ile bitirilmeli ki neticeye aklı ersin. - N. F. Kısakürek
tr
Ayaklanış
Ayaklanmak işi.
Asla tarife, tasvire, kelimeye sığmaz, manevi bir ayaklanış... Evet, tabiri bu; ayaklanış, başkaldırış... - Necip Fazıl Kısakürek
tr
Kokteyl
Karışım.
Çiçek kokteyli
tr
Polis hafiyesi
(Meslekler) dedektif.
Burası o kadar ayakaltı idi ki değme polis hafiyesinin aklına gelmezdi. - Aka Gündüz
tr
Sevgili
Sevgi ve bağlılık duyulan.
Millet yoludur, hak yoludur tuttuğumuz yol / Ey hak, yaşa; ey sevgili millet, yaşa var ol. - T. Fikret
tr
Alçak
Yerden uzaklığı az olan, yüksek karşıtı.
Kaşlarını çatarak bakakaldı dairenin alçak balkonuna. - E. Şafak
tr
Edebî
(Edebiyat) edebiyata ilişkin, edebiyatla alakalı.
Eş anlamlısı: yazınsal
tr
Ileri gelmek
Neden olmak, sebep olmak.
Yolun ilerisi düz
tr
Alçak
Kısa.
Alçak boylu bir adam
tr
Coğalmak
Azken çok olmak, çok duruma gelmek, artmak, bereketlenmek, fazlalaşmak, yükselmek, ziyadeleşmek.
Ansızın aşağıda ayak sesleri, uğultular çoğaldı. - Yusuf Ziya Ortaç
tr
TDT
(Politika) Türk Devletleri Teşkilatı kavramının kısaltması.
Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkiye, TDT üyesi olan ülkelerdir
tr
Dolayı
(Halk ağzı) ötürü.
Ona böylesi kararlarından dolayı soru sorulmazdı. - Ayla Kutlu
tr
Başvurmak
Bir işe girmek, bir sınava katılmak vb. konularda müracaatta bulunmak.
Günlük gazetelerde her gün başvuran öğrencilerin adları yayımlanıyordu. - M. And#
tr
Siper
(Askeriye) askerlerin savaşta vurulmamaları ve rahat ateş edebilmeleri için kazılmış, üstü açık hendek.
Ateş yağmuru ikinci kat siperleri geçti. - A. Gündüz
tr
Çoğunluk
Sayı üstünlüğü, ekseriyet, azınlık karşıtı.
Gene bazıları ama bu ikinci bazıları büyük bir çoğunluk, sulhu bir hatıra yapmamaya çalışıyorlar. - N. Hikmet
tr
Avukat
(Hukuk, meslekler) hukuk öğrenimi görmüş ve adalet önünde kişilerin haklarını savunmayı meslek edinmiş kimse.
Hem benim avukat veya yargıç olmak isteyip istemediğimi de hesaba kattıkları yoktu. — N. Cumalı
tr
Davar
Koyun veya keçi sürüsü.
Çoban davarı yaymaya götürdü
tr
Aldırmak
Vücuttan herhangi bir parçayı veya organı sağlık sebebiyle çıkarttırmak.
Bademcik aldırmak. Çocuk aldırmak
tr
Yapmak
Tehdit yoluyla birini bir hâle düşürmek.
Ben adamı ne yaparım, biliyor musun
tr
Hoşça kal
Ayrılan kimsenin kalanlara söylediği bir iyi dilek sözü.
Hoşça kalın, diyor aracın kapısından çıkarken.” - A. Ümit
tr
Yaslı
Yas tutan, matemli.
Yaşlı ve yaslı kadını, bitik bir hâlde kulübenin köşesinde biraz kımıldanarak buyur etti. - Halikarnas Balıkçısı
tr
Ekmek fırını
(Şömineler, mutfak eşyaları) ekmek üretilen ve satılan işyerleridir.
Ekmek üretiminde geleneksel olarak kara fırın kullanılır. Ancak teknolojinin gelişmesiyle akaryakıt veya elektrik enerjisi ile çalışan fırınlar yaygınlaşmıştır
tr
Çoban
(Meslekler) koyun, keçi ve sığır sürüsünün bütün sorumluluğunu taşıyan kişi, sürücü.
Çoban kaval çaldı sordu bülbüle. Sürülerim hani, ovam nerede? - Z. Gökalp
tr
Kabarma
Duygulanma.
Bir de mektuplar okunurken ve selamlar söylenirken içinde tuhaf bir kabarma beliriyordu. - H. E. Adıvar
tr
Cümlesi
(Belgisiz adıl): hepsi.
Cümlesi masanın başında koltuklara yerleştiler. — E. E. Talu
tr
Çıkarmak
Söylemek.
Bu dedikoduyu ortaya mutlak bizim arkadaş çıkarmıştır. . Osman Cemal Kaygılı
tr
Lakırtı
Söz, laf.
Birdenbire kesildi halkın lakırtıları. Korku içinde durdu tavla şakırtıları. - E. B. Koryürek
tr
Gece gündüz dememek
Bir işi sürekli olarak, ara vermeksizin yapmak.
Gece gündüz demez ha bire okurlardı. Sonra başlarlardı yazmaya - Ahmet Ümit
tr
Tavan
Bir yapının, kapalı bir yerin üst bölümünü oluşturan düz ve yatay yüzey, taban karşıtı.
Odanın üzerindeki zemin veya çatı yapısını alttan gizleme görevi vardır
tr
Zanaat
Insanların maddeye dayanan gereksinimlerini karşılamak için yapılan, öğrenimle birlikte deneyim, beceri ve ustalık gerektiren iş, sınaat.
Hiçbir vatandaşa benim zanaatı tavsiye etmem. - N. Hikmet
tr
Olumlu
Gözetilen amaca veya beklenilene uygun, yararlı, müspet, pozitif.
Spor sayfalarını okuyarak toplumumuzdaki olumlu gelişmeleri de izleyebilirsiniz. - N. Cumalı
tr
Fert
(Felsefe) birey.
Mustafa Kemal bir fert değil, bir timsaldir. - Y. K. Beyatlı
tr
Doksanıncı
Doksanın sıra sıfatı, sırada seksen dokuzuncudan sonra gelen.
Türk sayıları sıfatdırlar
tr
Armudi
Armut biçiminde olan.
Çenesine doğru sivrilen armudi bir yüzün, ince bir burnu, hâlâ beyaz ve düzgün dişleri vardı. - H. E. Adıvar
tr
Magnezyum
(Kimya, elementler, toprak alkali metaller) Alkalinler grubuna ait, atom numarası 12 olan kimyasal element.
Magnezyum parlak beyaz bir alevle yanar
tr
Lakırtı
(Mecaz) boş söz, dedikodu, laf.
Lakırtıdır o, aldırma
tr
Açmamak
Düğümü veya dolaşmış bir şeyi bu hâlden kurtarmamak.
Yumağı açmamak
tr
Devirmek
Ayakta veya dik duran bir şeyi düşürmek, yatay duruma getirmek.
Ne ince boyunlu ilaç şişesini ne kırmızı kutuyu devirdiniz. - Nazım Hikmet
tr
Mızmızlık etmek
Mızmızlanmak.
İdil yanımda, şaşılacak şey, o iştahlı çocuğun yemekte böyle mızmızlık ettiğini hiç görmemiştim. — Nurettin Şazi Kösemihal
tr
Vuzuhsuzluk
Belirsizlik.
İnsanın vuzuhsuzluk içinde her an bir hadisenin patlak vermesini beklemesi kadar fena bir şey tasavvur edilemez. - Etem İzzet Benice
tr
Kopmak
Çok ağrımak.
Belim kopuyor
tr
Büyülü
Çok etkileyici.
Sen akşamlar kadar büyülü, sıcak. Rüyalarım kadar sade, güzeldin. - A. H. Tanpınar
tr
Sertleşmek
Gücü artmak, zorlu durum almak.
İklim sertleşti
tr
Bağa
Kaplumbağa kabuğundan yapılmış veya bu kabuğu andırır biçimde olan.
Bağa gözlük
tr
Madenî
Madenle ilgili, madensel, metalik.
Adi madenî kol düğmeleri bunları yeşilimtırak bir leke ile kirletirdi. - Abdülhak Şinasi Hisar
tr
Betik
(Yazı) yazılı olan şey, kitap, mektup, tezkere, pusula.
Tarayıcı sahifeyi açmaya çalışınca önce takıldı, sonra da bir betiğin onu yavaşlattığını, betiği durdurmayı isteyip istemediğini sordu
tr
Ense yapmak
Hiçbir iş yapmadan yan gelip yatmak.
Kendine geldiğinde ensesinde müthiş bir ağrı vardı. - A. Kulin
tr
Klas
Üstün nitelikli, üstün yetenekli.
Klas oyuncu
tr
Akaju
Maundan yapılmış.
Kenarda akaju bir yazıhane duruyordu. - Ö. Seyfettin
tr
Sevgi
(Ruh bilimi) insanı bir şeye veya bir kişiye karşı yakın ilgi ve bağlılık göstermeye yönelten duygu, aşk.
Seni hep çok sevecek ama verebileceğinden fazla sevgi beklemeyecek karşılığında. - Elif Şafak
tr
Çukur
Çene ve yanaktaki gamze.
Ne hoş gülerdi, yanaklarının çukuru ne derli toplu açılırdı. - R. H. Karay
tr
Etmek
Iyi, kötü zarflarıyla birlikte davranmak.
Ne kadar iyi ettiniz de geldiniz
tr
Leke
Yüz kızartacak durum.
Kendi vicdanında kendi durumunu düzeltmek, geçmişin lekesini yıkamak istiyordu. — H. E. Adıvar
tr
Özveri
Bir amaç uğruna ya da gerçekleştirilmesi istenen herhangi bir şey için kendi yararlarından vazgeçme, fedakârlık.
Daha bilgili olmalı, daha çok özveride bulunmalı ve zekice davranmalıyız. - Ahmet Ümit
tr
Düşmek
Belirli zamana rastlamak.
Babasının Sütlüce'de yeni bir ev alması bu tarihlere düşer. - M. Ş. Esendal
tr
Bitiş
Bitme işi.
Romanlarda olduğu gibi bir başlangıç, bir bitiş arzu ediyordu. - S. F. Abasıyanık
tr
Açık
Her türlü düşünceyi hoşgörüyle karşılayabilen, etkisinde kalabilen.
Her çeşit kafa ve gönül fırtınalarına açık bir adamdı o. - Tarık Buğra
tr
Şahıs zamiri
(Dil bilimi, zamirler) şahısların yerine kullanılan zamir.
Eş anlamlıları: kişi adılı, kişi zamiri
tr
Rekabet
Aynı amacı güden kişiler arasındaki çekişme, yarış.
Bu seferki kovuluşun sebebi meslek rekabeti değil, meslek ahlakı idi. - Reşat Nuri Güntekin
tr
Abes
Akla ve gerçeğe aykırı.
Artık söylemekte bir mahzur olmadığından gizlemek abes." - Refik Halit Karay
tr
Iç güveysinden hallice
Bir iç güveysinin durumunun çok kötü olduğu anlayışından hareketle mevcut halin pek de iyi olmadığının mizahi ifadesi. Durumu kötünün iyisi olan insanlar nasılsın sorusuna böyle cevap verirler.
Yemek o kadar kötüydü ki iç güveysinden hallice bile diyemedim
tr
Düşmek
Durduğu, bulunduğu, tutunduğu yerden ayrılarak veya dayanağını, dengesini kaybederek yukarıdan aşağıya inmek.
Çocukken ağaçtan düşüp ayağım kırılmıştı da ağlayamamıştım. - S. F. Abasıyanık
tr
Dolar
ABD, Kanada, Avusturalya ile Güney Amerika, Pasifik, Karahipler, güneydoğu Asya ve Afrika'daki bazı ülkelerin resmi para birimi.
120 dolara çok kullanışlı bir kol saati aldım.
tr
Ilk
Herhangi bir şeyin en önde olanı, önce gelen.
İnsanı insan yapan duyguların ilkidir aşk. - N. Cumalı
tr
Şamdan
(Aletler) üzerine kandil, mum veya herhangi bir ışık kaynağı konulan yüksek tabla.
Masa üstünde duran şamdandan yanar bir mum alıp pencereye doğru yanaştı. - R. H. Karay
tr
Çıkarmak
Elde etmek, sağlamak.
Ekmeğini taştan çıkaran Mustafa, o münbit olmayan, çorak toprağı tırnaklarıyla sürdü
tr
Engebelik
(Coğrafya) düz olmayan, yüzey şekilleri çok değişiklik gösteren arazi, arızalık, engebeli arazi.
Anadolu'nun engebeliğini gösteren bir harita
tr
Deyyus
Eşinin ya da kendisine çok yakın bir kadının iffetsizliğine göz yuman kimse.
(Eş anlamlılar: boynuzlu (argo), kavat (hakaret yollu), gavat (konuşma dilinde, hakaret yollu)
tr
Açık
Sevişme sahnelerini bütün çıplaklığıyla anlatan.
Açık sahneleri ballandıra ballandıra anlatır o
tr
Beyazlar
(Primatlar) genellikle Avrupa asıllı kişileri belirtmek için kullanılan, ten rengi veya ırk ile ilişkili bir sınıflandırma.
Bağlam ve bölgeye göre farklılık gösteren terim, Amerika Birleşik Devletleri'nin nüfus sayımında Orta Doğulu ve Kuzey Afrikalıları da beyaz sayması gibi, diğer bağlamlarda beyaz kabul edilmeyen grupları da kapsayabilir
tr
Gelmek
Akmak.
Burnundan kan geldi. Musluktan su gelmiyor
tr
Astronomik birim
(Astronomi) Dünya ile Güneş arasının ortalama uzaklığı olup 149.597.892,3 km'dir.
Güneş Sistemi içinde astronomlar uzaklık birimi olarak astronomik birimi yaygın olarak kullanır
tr
Temizlenmek
Sakıncalı bir durum, iş düzelmek, bitmek.
Bu iş temizlenmeden yüz yüze nasıl gelebiliriz, diyordu
tr
Zehirlenir zehirlenmez
Zehirlenmek işini bitirir bitirmez.
Zehirlenir zehirlenmez müthiş uykusu geldi
tr
Korumak
Tehlikeye karşı denetimi altında bulundurmak, savunmak, müdafaa etmek.
Yurdu korumak
tr
Etmek
Bulmak, erişmek.
Hemşerileri gelir, kemençe gibi bir çalgıyla sabahı ederlerdi. — R. H. Karay
tr
Kurmak
Belli bir işte beraber çalışacak kimseleri belirlemek.
Teşkilatı ilçede sevilip sayılan bir avukat kurmuştu. - T. Buğra
tr
Dirlik
(Tarih) Osmanlı Devleti'nde bir hizmete karşılık olmak üzere bir kişiye devletçe verilen aylık veya bir yere bağlı gelir.
Zaten onun için, hazinelerin, varlıkların, dirliklerin ne değeri vardır. - S. Ayverdi
tr
Ahbap çıkmak
Önceden tanışmış olmak.
Ben yeni tanıdım ama kızın eski ahbapları imişler. - O. C. Kaygılı
tr
Kederli
Acılı, üzüntülü, mükedder.
Sarayın sükûnu bir kederli muammayı saklar gibi ağırdı. - İ. A. Gövsa
tr
Sırma
Sırmadan yapılmış veya sırma gibi olan.
Altın yaldızlı ve siyah çiçekli aynalar duvarlara sırma kordonlarla asılıdır. - Salâh Birsel
tr
Izlemek
Birinin veya bir şeyin arkasından gitmek.
Eş anlamlısı: takip etmek
tr
Ekilmek
Ekme işi yapılmak.
Tarlaya mısır ekildi
tr
Uçurum
Felaketli sonuç.
Bir gün bencileyin bir uçuruma yuvarlanırsanız artık her şey burada bitti, sanmayınız. - M. Ş. Esendal
tr
Ağlar
Ağlamak (eylem) sözcüğünün bildirme kipi geniş zaman basit üçüncü tekil şahıs olumlu çekimi.
En az bir kelime ihtiva etmelidir
tr
Dürtmek
Ucu sivri bir şeyle veya elle hafifçe itmek.
On dakika kadar dürttükten ve bağırdıktan sonra nihayet biraz ayılabildi. - Etem İzzet Benice
tr
Avukat
(Hukuk, meslekler) hukuk öğrenimi görmüş ve adalet önünde kişilerin haklarını savunmayı meslek edinmiş kimse.
Eş anlamlısı: agubat
tr
Kaçınılmaz
Istek ve irade dışında olan.
Hiç olmazsa bir yabancı dil öğrenmek çok kişi için kaçınılmaz bir yük artık. - N. Uygur
tr
Ayakaltı
(Doğa bilimi) ortalık.
Kitabı ayakaltına bırakma
tr
Yetmek
(Halk ağzı) yaşa erişmek, ulaşmak.
At dört, kız on beşe yettiği zaman. Severim kır atı bir de güzeli. - Dadaloğlu
tr
Afiş
Bir şeyi duyurmak veya tanıtmak için hazırlanan, kalabalığın görebileceği yere asılmış, genellikle resimli duvar ilanı, ası.
Afişler bütün tiyatrolarda üç beş günde bir değişirdi. - Tarık Buğra
tr
Adlı
.. adını taşıyan, isimli.
“Geçen gün 'Kayıp Mektup' adlı oyunu ikinci kez gördüm.” -N. Hikmet
tr